

MAVİ SÜVARİ ALMANAĞI
Büyük bir çağ başlıyor, başladı bile: Düşünsel “uyanış”, “kaybolmuş denge”nin yeniden kazanılması yönündeki eğilim, düşünsel filizlenmelerin kaçınılmaz zorunluluğu, ilk çiçeklerin açılış çağı.
İnsanlığın şimdiye kadar görüp geçirdiği en büyük çağlardan birinin, Büyük Düşünsel Çağ’ın kapısında durmaktayız.
Düşünsel ortamın, içindeki düşün tohumunun boy vermesi için gereken besini sağlayacak ve hatta şimdiden sağlamakta olan “yeni” unsurları, sözüm ona en yoğun gelişmenin, maddi alandaki “büyük zaferin” yaşadığı ve yakın yıllarda kapatmış olduğumuz XIX. Yüzyılda belli belirsiz oluşmaya başlamıştı.
Sanat, edebiyat ve hatta pozitif bilimler bu “yeni” çağa yönelişin çeşitli aşamalarında bulunuyorlar. Ama hepsi onun egemenliği altındalar.
Gerek bu yönelişle doğrudan ilintisi olan sanat olaylarını, gerekse düşünsel yaşamın başka alanlarında yer alan ve bu olayların aydınlatmada gerekli olan olgularını yansıtmak en büyük amacımızdır.
Okur böylece sayılarımızda, dıştan birbirlerine yabancı gibi görünseler de, sözünü ettiğimiz bağlam bakımından içsel bir akrabalık ilişkisi içinde olan yapıtlar bulacaktır. Bizim ilgimizi çeken, bizim sözünü ettiğimiz yapıt belirli, kabul edilmiş, Ortodoks bir dış biçime sahip (ve çokluk sadece böyle bir biçim olarak var olan) yapıt değil, Büyük Yöneliş’le ilintili bir iç yaşamı olan yapıttır. Böyle olması da doğaldır, çünkü biz ölü değil, canlı olanı istiyoruz. Nasıl canlı sesin yankısı sadece belirli hiçbir iç zorunluluğun yaratmadığı, boş bir biçimse her dönemde görüldüğü gibi gelecekte de, böyle içsel bir zorunluluktan kaynaklanan yapıtların boş yankıları bol bol ortaya çıkacaktır. Bunlar kof, başıboş yalanlar olarak düşünsel havayı zehirler, sallantıdaki beyinleri yanlış yollara sürükler(hileleriyle düşünceyi yaşama değil, ölüme götürürler. Bizse elimizdeki bütün olanakları kullanarak bu hilekârlığın kofluğunu göstermeye çalışcağız. Bu da ikinci amacımız.)
Sanat sorunlarında ilk başta sanatçının kendisinin de söz sahibi olması doğaldır. Bu yüzden sayılarımıza katkıda bulananlar çoğunlukla sanatçılar olacak, böylece daha önce susup saklamak zorunda kaldıkları her şeyi serbestçe söyleme fırsatına kavuşacaklardır. İşte bunun için, içten içe bizim amaçlarımızı paylaşan sanatçıları bize kardeşçe seslenmeye çağırıyoruz. Biz bu geniş kapsamlı çağrıyı yaparken bizimle olan ilişkide resmiyetin kendiliğinden kalkacağına inanıyoruz.
Sanatçının sonuçta kendileri için çalıştığı ve sanatçı -olmayanlar ya da izler- çevre gibi adlar altında kendilerine pek ender olarak söz düşen insanların, düşüncelerini ve sanat duyumlarını dile getirmeleri de aynı şekilde doğaldır. Bunun için o yönden gelecek her ciddi ifadeye yer vermeye hazırız. Gönderilen kısa ve serbest yazılar da “sesler” sütununda yayımlanacaktır.
( Sanatın bugünkü durumunda, sanatçıyla izlerçevre arasındaki bağlantı öğesini de gözden ırak tutamayız. Bu, içindeki hastalıklarıyla birlikte, eleştiridir. Sanatın ciddi yorumcuları arasına, günlük gazetelerin gelişmesiyle, izlerçevreye doğru uzanan bir köprü yerine, boş laflarıyla onun önünde yükselen bir duvar oluşturan bir sürü değersiz unsur kalmıştır. Yalnız sanatçıya değil, izlerçevreye de bugünkü eleştirinin çarpık suratını güçlü bir ışık altında görme fırsatı verebilmek için bu zavallı ve zararlı etkinliğe de belli bir sütun ayıracağız.)
Yapıtların hangi saatte geleceği hiç belli olmadığı ve canlı olaylar insanların siparişi üzerine vuku bulmayacağı için sayılarımız belli bir süreye bağlı olarak değil, serbestçe, önemli şeyler biriktikçe çıkacaktır.
Herhalde, uluslar arasılık ilkesinin bizim için mümkün tek ilke olduğunu ayrıca vurgulamaya ihtiyaç olamasa gerek. Ama günümüzde şunun da belirtilmesi gerekiyor: kendi başına bir halk bütünün yaratıcılarından sadece biridir ve bütünün ta kendisi olarak da asla görülmez. Ulusal olan da, aynı kişisel olan gibi, her büyük yapıtta kendiliğinden yansır. Ama sonuçta bu yansıma da yan nitelikte bir renktir. Bütüncül yapıt ki adına sanat diyoruz, sınırlar ve halklar tanımaz, insanlığı tanır.
Yazı Kurulu:
Vassiliy Kandinsky, Franz Marc
Büyük bir çağ başlıyor, başladı bile: Düşünsel “uyanış”, “kaybolmuş denge”nin yeniden kazanılması yönündeki eğilim, düşünsel filizlenmelerin kaçınılmaz zorunluluğu, ilk çiçeklerin açılış çağı.
İnsanlığın şimdiye kadar görüp geçirdiği en büyük çağlardan birinin, Büyük Düşünsel Çağ’ın kapısında durmaktayız.
Düşünsel ortamın, içindeki düşün tohumunun boy vermesi için gereken besini sağlayacak ve hatta şimdiden sağlamakta olan “yeni” unsurları, sözüm ona en yoğun gelişmenin, maddi alandaki “büyük zaferin” yaşadığı ve yakın yıllarda kapatmış olduğumuz XIX. Yüzyılda belli belirsiz oluşmaya başlamıştı.
Sanat, edebiyat ve hatta pozitif bilimler bu “yeni” çağa yönelişin çeşitli aşamalarında bulunuyorlar. Ama hepsi onun egemenliği altındalar.
Gerek bu yönelişle doğrudan ilintisi olan sanat olaylarını, gerekse düşünsel yaşamın başka alanlarında yer alan ve bu olayların aydınlatmada gerekli olan olgularını yansıtmak en büyük amacımızdır.
Okur böylece sayılarımızda, dıştan birbirlerine yabancı gibi görünseler de, sözünü ettiğimiz bağlam bakımından içsel bir akrabalık ilişkisi içinde olan yapıtlar bulacaktır. Bizim ilgimizi çeken, bizim sözünü ettiğimiz yapıt belirli, kabul edilmiş, Ortodoks bir dış biçime sahip (ve çokluk sadece böyle bir biçim olarak var olan) yapıt değil, Büyük Yöneliş’le ilintili bir iç yaşamı olan yapıttır. Böyle olması da doğaldır, çünkü biz ölü değil, canlı olanı istiyoruz. Nasıl canlı sesin yankısı sadece belirli hiçbir iç zorunluluğun yaratmadığı, boş bir biçimse her dönemde görüldüğü gibi gelecekte de, böyle içsel bir zorunluluktan kaynaklanan yapıtların boş yankıları bol bol ortaya çıkacaktır. Bunlar kof, başıboş yalanlar olarak düşünsel havayı zehirler, sallantıdaki beyinleri yanlış yollara sürükler(hileleriyle düşünceyi yaşama değil, ölüme götürürler. Bizse elimizdeki bütün olanakları kullanarak bu hilekârlığın kofluğunu göstermeye çalışcağız. Bu da ikinci amacımız.)
Sanat sorunlarında ilk başta sanatçının kendisinin de söz sahibi olması doğaldır. Bu yüzden sayılarımıza katkıda bulananlar çoğunlukla sanatçılar olacak, böylece daha önce susup saklamak zorunda kaldıkları her şeyi serbestçe söyleme fırsatına kavuşacaklardır. İşte bunun için, içten içe bizim amaçlarımızı paylaşan sanatçıları bize kardeşçe seslenmeye çağırıyoruz. Biz bu geniş kapsamlı çağrıyı yaparken bizimle olan ilişkide resmiyetin kendiliğinden kalkacağına inanıyoruz.
Sanatçının sonuçta kendileri için çalıştığı ve sanatçı -olmayanlar ya da izler- çevre gibi adlar altında kendilerine pek ender olarak söz düşen insanların, düşüncelerini ve sanat duyumlarını dile getirmeleri de aynı şekilde doğaldır. Bunun için o yönden gelecek her ciddi ifadeye yer vermeye hazırız. Gönderilen kısa ve serbest yazılar da “sesler” sütununda yayımlanacaktır.
( Sanatın bugünkü durumunda, sanatçıyla izlerçevre arasındaki bağlantı öğesini de gözden ırak tutamayız. Bu, içindeki hastalıklarıyla birlikte, eleştiridir. Sanatın ciddi yorumcuları arasına, günlük gazetelerin gelişmesiyle, izlerçevreye doğru uzanan bir köprü yerine, boş laflarıyla onun önünde yükselen bir duvar oluşturan bir sürü değersiz unsur kalmıştır. Yalnız sanatçıya değil, izlerçevreye de bugünkü eleştirinin çarpık suratını güçlü bir ışık altında görme fırsatı verebilmek için bu zavallı ve zararlı etkinliğe de belli bir sütun ayıracağız.)
Yapıtların hangi saatte geleceği hiç belli olmadığı ve canlı olaylar insanların siparişi üzerine vuku bulmayacağı için sayılarımız belli bir süreye bağlı olarak değil, serbestçe, önemli şeyler biriktikçe çıkacaktır.
Herhalde, uluslar arasılık ilkesinin bizim için mümkün tek ilke olduğunu ayrıca vurgulamaya ihtiyaç olamasa gerek. Ama günümüzde şunun da belirtilmesi gerekiyor: kendi başına bir halk bütünün yaratıcılarından sadece biridir ve bütünün ta kendisi olarak da asla görülmez. Ulusal olan da, aynı kişisel olan gibi, her büyük yapıtta kendiliğinden yansır. Ama sonuçta bu yansıma da yan nitelikte bir renktir. Bütüncül yapıt ki adına sanat diyoruz, sınırlar ve halklar tanımaz, insanlığı tanır.
Yazı Kurulu:
Vassiliy Kandinsky, Franz Marc
1 yorum:
demek o halde bir "iz" olarak yer alabilirmişiz, uygun görülürsek:)
Yorum Gönder